Güncel
Bekleyiniz...
Bir virüsün yapısı şaşırtıcı derecede basittir. Her biri, kapsid adı verilen bir protein kılıfla sarılmış genetik materyal ( DNA veya RNA ) içerir. Bazıları ayrıca yumuşak, lipit örtüyle sarılıdır. Bu küçük virüs paketleri, 20 ila 300 nanometre arasındadır. Bu onları çoğu bakteriden daha küçük yapar, bir insan kan hücresinin yaklaşık onda biri kadar küçük olabilirler. Böyle küçük bir boyut, çoğu virüsün ışık mikroskobu ile tespit edilemeyeceği anlamına gelir. Tek istisna, dev virüs olarak bilinen bir grup, şaşırtıcı derecede büyük genomlara sahip üyelere sahiptir. Bu mega virüsler çoğundan yüzlerce kat daha büyüktür, yaklaşık 400 ila 500 nanometre boyutunda olan kapsidler ve 750 nanometreye kadar ölçebilen viral formlardır.



İlk Virüsler Nereden Gelmiştir?


 Bazı bilim insanları, virüslerin evrim oyuna oldukça geç kaldığına ve bir şekilde çoğalma yeteneğini kaybetmiş olan hücrelerin kalıntıları olduğuna inanmaktadır fakat diğer uzmanlar virüslerin Dünya’nın en eski yaratıklarından önce gelebileceğini öne sürmektedir. Dev virüsler, küçük muadillerine kıyasla şaşırtıcı bir bağımsızlığa sahiptir, bu yüzden bugün bildiğimiz yaşam çeşitliliğinin yapı taşlarını sağlamış olabilirler. Bilim insanları virüslerin gerçekten canlı olup olmadığı konusunda pek anlaşamazlar. Iowa Üniversitesi’nden Albert Erives, virüslerin daha çok hayat ağacının birçok dalını saran sarmaşıklar gibi olduğunu öne sürmektedir. Her daldaki yaratıklara erişebilir ve enfekte edebilirler, zaman içinde konakçı ev sahipleri değişime uğradıkça üstün gelmek için onlarla yarışırlar.

Virüsler Canlı mıdır?


 Grip, hepatit, kızamık, kuduz gibi birçok hastalığın sebebi olan virüsler dünya çapında yaşanan coronavirüs salgını ile bir kez daha merakları üzerine çekmiştir. Virüsler canlı mı yoksa cansız mıdır soruları sıkça tartışılmaktadır. Bilim insanları virüslerin canlı olup olmadığından emin değillerdir. Genel olarak, bilim insanları bir şeyin canlı olup olmadığını belirlemek için bir kriter listesi kullanırlar. Canlıların bazı özelliklerine bakalım ve virüslerin de bu özelliklere sahip olup olmadığını görelim.

1-Canlılar hücrelerden oluşmalı ve homeostazisi korumalıdır


Homeostasis denge ile ilgilidir. Canlıların hücreleri vardır. Virüslerin hücresi yoktur. Genetik materyallerini (DNA veya RNA) koruyan bir protein kılıfa (kapsid) sahiptirler ancak hücre zarına, çekirdeğe veya hücrelerin sahip olduğu diğer organellere (örneğin ribozomlar veya mitokondri) sahip değillerdir bu nedenle iç ortamları hakkında fazla bir şey söylenemez. Bazı virüs suşlarının çevresinde zarf adı verilen ekstra bir zar (çift lipit tabakası) bulunur. Bu kriter, tek bir virionun kendi başına kararlı bir iç ortamını sürdürüp sürdüremeyeceğini sorar. Bazı bilim insanları kapsid ve zarfın virionların çevrelerindeki değişime direnmesine yardımcı olduğunu iddia etse de genel fikir birliği virüslerin yaşam için bu ilk şartı karşılamadığı yönündedir. Yine de, biyolojideki çok az şey siyah ve beyazdır, bu yüzden son karar verilmeden önce virüslerin listedeki diğer kriterlere uyup uymadığına bakalım.

2- Canlılar farklı düzeylerde organizasyonlara sahiptir


Hayat karmaşıktır ve canlı organizmalar bu karmaşıklığı yapılarına yansıtır. Daha küçük yapı taşları daha büyük bir ürün elde etmek için bir araya gelir. Virüsler kesinlikle bunu yapar. Nükleik asitlerden yapılmış genlere ve kapsomer adı verilen daha küçük alt birimlerden oluşan bir kapsidlere sahiptirler.

3-Canlılar çoğalır


Doğadaki temel dürtülerden biri, bir türün genetik bilgisini aktarmasıdır. Genel olarak, hücreler DNA’larının bir kopyasını oluşturarak çoğalırlar. Hücrelerin aksine, virüsler DNA’larının bir kopyasını oluşturmak için araçlara sahip değildir fakat yeni virüsler oluşturmanın başka yollarını bulmuşlardır. Basit yapıları nedeniyle virüsler, istemsiz bir konakçı hücre yardımı olmadan hareket edemez ve hatta çoğalamaz ama bir konak bulduğunda virüs hızla çoğalabilir ve yayılabilir. Doğru konakçıyı tanımak için virüsler, yüzeylerinde ideal hedef hücrelerine uyan reseptörler bulundurur ve genetik materyalini içeri göndererek kendine ait genetik materyal ve proteinlerin çoğalmasına yardımcı olmak için ev sahibinin hücresel elemanlarını ele geçirir. Bu stratejiyi kullanarak yağmacılar konak hücrede çoğalır. Bir tahmine göre sadece memelilere en az 320.000 farklı virüs bulaşabilir. Bağışıklık sistemimiz kesinlikle tek bir virionla başa çıkabilse de, kısa sürede hücrelerimize zarar veren yüz binlerce virion oluşur. Bu viral ordu, öksürükten hafif veya iç kanamaya kadar ölümcül semptomlara neden olabilir.

Birçok bilim insanı, virüslerin kendini çoğaltmak için diğer hücreleri kullanabilmesine rağmen, virüslerin bu kategori altında hala canlı olarak kabul edilmediğini iddia etmektedir çünkü virüsler genetik materyallerini kendi başlarına kopyalayacak araçlara sahip değildir. Daha yakın zamanlarda, bilim insanları mimivirüs adı verilen yeni bir virüs türü keşfetmişlerdir. Bu virüsler DNA’sının bir kopyasını oluşturmak için araçlar içerir. Bu, bazı virüs türlerinin gerçekten yaşıyor olabileceğini düşündürmektedir.

4-Canlılar büyür


Canlılar büyür. Daha büyük veya daha karmaşık hale gelmek için enerji ve besinleri kullanırlar. Virüsler konakçı hücreleri yeni virüsler oluşturmak için manipüle eder, varlığı boyunca ne boyutu ne de karmaşıklığında değişme olmaz, virüsler büyümez.

5- Canlılar enerji kullanır


Canlılar enerji kullanır. Bir konakçı hücrenin dışında olan virüsler herhangi bir enerji kullanmaz. Sadece bir konakçı hücre ile temas ettiklerinde aktif hale gelirler. Aktif hale geldikten sonra, daha fazla virüs oluşturmak için konak hücrenin enerjisini ve araçlarını kullanırlar. Kendi enerjilerini kullanmadığı için, bazı bilim insanları onları canlı olarak görmezler. Bu biraz garip bir ayrımdır, çünkü bazı bakteriler konakçılarının enerjisine güvenir ve yine de canlı kabul edilir. Bu tür bakterilere zorunlu hücre içi parazitler denir.

6- Canlılar uyaranlara tepki verir


Canlılar çevrelerine tepki verirler. Virüslerin çevreye gerçekten tepki verip vermediği tartışma konusudur. Bir uyarana yanıt, ortamdaki bazı değişikliklere neredeyse anında tepki verilmesi ile tanımlanır. Virüsler enfekte ettikleri hücrelerle etkileşime girerler ancak bunların çoğu sadece virüs anatomisine dayanır. Örneğin, hücreler üzerindeki reseptörlere bağlanırlar, genetik materyallerini hücreye enjekte ederler ve çoğalırlar. Canlı hücreler ve organizmalar da genellikle bu etkileşimlere sahiptir. Hücreler diğer hücrelere bağlanır, genetik materyali geçer ve zamanla gelişir fakat bu eylemler çoğu organizmada çok daha aktiftir. Dokunmaya, sese veya ışıklara tepki olarak davranışlarını insanlar, bakteriler veya deniz süngerlerindeki gibi değiştirmeseler de, virüslerin hiçbir şeye yanıt vermediğini kesin olarak söylemek için yeterli araştırma yapılmamıştır.

7-Canlılar çevrelerine uyum sağlar


Adaptasyon ve evrim, tüm türler için avantajlı olan kasıtsız değişiklikler (mutasyonlar) yoluyla gerçekleşir. Virüsler kesinlikle çevrelerine uyum sağlar. Acil bir yanıt gerektiren önceki gereksinimden farklı olarak, adaptasyon zaman içinde gerçekleşen bir süreçtir. Bir virüs iki farklı fazda yaşayabilir:

-Litik faz virüsün bir konakçı hücrede aktif olarak replike olduğu ve konakçıyı öldürdüğü fazdır.
-Lizogenik faz viral DNA’nın kendisini hücrenin DNA’sına dahil ettiği ve çoğaldığı fazdır, konakçı bundan zarar görmez.

Bazen bir konakçı, virüsün aktif olarak çoğalmasını desteklemek için yeterli enerjiye veya kaynağa sahip değildir, bu nedenle lizojenik faza geçerler. Koşullar uygun olduğunda virüs sonunda litik faza yeniden girebilir. Bu adaptasyon yeteneği, insan immün yetmezlik virüsünde (HIV) ‘de olduğu gibi tedavi etmeyi zorlaştıran şeydir. HIV hızla mutasyona uğrar çünkü genomunu kopyalarken sık sık hata yapar. Virüs sürekli değiştiği için, ona karşı ilaç ve aşı tasarlamayı çok zorlaştırır. Bir ilaç, çok sayıda virionun çoğalmasını önleyebilir ancak birkaçı etkilenmeyecektir. Hayatta kalan virionlar dirençli suşların kopyalarını yaparak daha fazla hücreyi enfekte etmeye devam edecektir.

Virüsler Nasıl Yayılır?


 Hücresel konakçıların içinde virüsler çok sayıda kopya oluşturabilir ve enfeksiyonu diğer hücrelere yayabilir. Örneğin, grip olursanız, vücudunuz sadece birkaç gün içinde yüz trilyon virüsle (dünyadaki insan sayısının 10.000 katından fazla) dolar. Virüslerin kişiden kişiye nasıl yayıldığı türüne bağlıdır. Birçoğu, her öksürdüğünüzde veya hapşırdığınızda ağzınızdan uçan damlacıkların içinde bulunur. Çeşitli faktörler havadaki virüslerin ne kadar hızlı yayılabileceğini etkileyebilir. Grip, özellikle soğuk ve kuru ortamlarda daha uzun süre hayatta kalıyor gibi görünmektedir, bu da genellikle kış aylarındaki yayılımın kaynağı olabilir. Tropik bölgelerde de yüksek nem, gribin kişiden kişiye sıçramasına yardımcı oluyor gibi görünmektedir. Diğer virüsler diğer vücut sıvılarıyla temas yoluyla kolay yayılır. Örneğin, Ebola virüsü enfekte kan, dışkı veya kusmukla temastan yayılır. Diğer birçok virüsün aksine, bilim insanları Ebola’nın insandan insana öksürme ve hapşırmayla havaya yayılamayacağını düşünmektedir. Yine de diğer virüsler, bir sivrisinek gibi bir aracıyla yayılır, sivrisinek insanları ısırıp enfekte eder. Bu sivrisinek kaynaklı hastalıklara bir örnek, potansiyel olarak ölümcül, grip benzeri bir enfeksiyona neden olan Dang’dır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, Dang ateşi ya da Dang humması riski son yıllarda artmakta ve küresel nüfusun yaklaşık yarısını tehdit etmektedir. Diğer sivrisinek kaynaklı diğer kötü hastalıklar arasında Zika, Chikungunya ve Batı Nil hastalıkları bulunur.

Peki, Sonuç Nedir?


Virüsler canlı mı yoksa cansız mıdır? Bilim insanları bir virüsün canlı olup olmadığını belirlemek için bu kriterler listesini uyguladığında cevap belirsizdir. Virüsler hücrelerden oluşmazlar, kendilerini kararlı bir durumda (homeostasis) tutamazlar, büyümezler ve kendi enerjilerini üretemezler. Çoğalsalar ve çevrelerine adapte olsalar da virüsler gerçek canlı organizmalardan çok androidler gibidir. Bu nedenle virüslerin canlı olup olmadığının tartışması devam etmektedir. Virüslerin anlaşılması konusunda gelişmeler devam ettikçe bilim insanları ilerleyen yıllarda bu soru hakkında nihai bir karara ulaşabilirler. Bir virüsün canlı olmaması viral enfeksiyonlarla nasıl başa çıkılacağını etkiler. Örneğin antibiyotikler bakteriyel enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılır ve grip veya suçiçeği gibi viral bir enfeksiyonda işe yaramaz. Antiviral ilaçlar ise virüsü yok etmek yerine onların çoğaltma döngüsünü engellemeye çalışır.

0 Yorumlar: