Güncel
Yükleniyor...
Yaşlılıkta Soya Tüketiminin Faydaları

Yaşlılıkta Soya Tüketiminin Faydaları

Soya, oldukça besleyici olmasına rağmen yeterince kullanılmayan bir besindir. Soyayı çevreleyen tartışmalar nedeniyle, soya veya soya izoflavon tüketiminden üstünlük sağlayabilecek kronik rahatsızlık durumları olan bireyler bu yiyeceklerden kaçınabilirler. Soyanın östrojen, göğüs kanseri, osteoartrit ve diğer kronik hastalık durumlarıyla ilişkisi tartışılmaktadır. Osteoartrit spesifik bir odak noktasıdır, çünkü bu hastalık durumunun getirdiği durağanlık soya tüketiminden de olumlu …

Soya, oldukça besleyici olmasına karşın yeterince kullanılmayan bir besindir. Soyayı çevreleyen tartışmalar sebebiyle, soya ya da soya izoflavon tüketiminden avantaj sağlayabilecek kronik hastalık durumları olan bireyler bu yiyeceklerden kaçınabilirler. Soyanın östrojen, göğüs kanseri, osteoartrit ve öteki kronik hastalık durumlarıyla ilişkisi tartışılmaktadır. Osteoartrit spesifik bir odak noktasıdır, çünkü bu rahatsızlık durumunun getirdiği hareketsizlik soya tüketiminden de olumlu olarak etkilenen öteki kronik hastalıklara yol açabilir ve bu zayıflatıcı hastalığın net bir etiyolojisi ya da tedavisi yoktur. Sağlıklı yaşlanma ile ilgili olduğu için soya araştırmalarının sonuçları ve gelecekteki yönlendirmeleri de tartışılmaktadır.
Küresel olarak, 1950’lerden bu yana her iki cinste yaşam beklentisi takriben 20 yıl artmıştır. Amerika Birleşmiş Devletleri’nde (ABD) 2015 yılında, doğuşta beklenen hayat süresi ayrıca erkekler ayrıca de kadınlar için yaklaşık 79 yaşında olarak hesaplanmıştır. Bu rakamlar cesaret verici olsa da, bu bireylerin hayat kaliteleri, bu artan yaşam süresiyle birlikte artmamıştır. Yaşam kalitesini etkileyebilecek birçok etken vardır, ama osteoporoz, osteoartrit, yürek hastalığı, sarkopeni, tip 2 diyabet (T2D) ve demans gibi kronik hastalıkların hepsi, yaşlanan bireylerin yaşam kalitesinde (QOL) rol oynar.
Yaşlılıkta Soya Tüketiminin FaydalarıPek çok kronik hastalık yüksek oranda önlenebilirken, genel olarak diyet ve çalışma yoluyla çare edilebilir. Fiilen, kötü beslenme ve yetkisiz maddesel aktivite, dağıtılmış kronik hastalıklar için en yaygın üç risk faktöründen ikisidir ve bu faktörleri ele almak, üçüncü tehlike faktörü olan sigara, kardiyovasküler rahatsızlık (KVH), felç ve T2D riskini azaltır (% 80 oranında). Somut hareketsizliğin kronik rahatsızlık üzerindeki etkisini çözümleme eden bir 2013 çalışması, dünya çapında maddesel hareketsizliğin CVD, T2D, meme kanseri ve kolon kanserini taşıyan kronik hastalıkların % 6-10’u ile bağlantılı olduğunu ve hareketsizliğin erken ölümlerin % 9 ile ilişkili olduğunu varsayım etmektedir.
Diz osteoartriti (OA), dünyadaki küresel engellere en çok katkıda bulunanlardan biri olarak derecelendirilmiştir. Osteoartrit, subkondral ve marjinal kemik, sinovyum ve paraartiküler yapılarda reaktif değişikliklerle birlikte fokal eklem kıkırdağı kaybı ile karakterize sinoviyal eklemlerin dejeneratif bir bozukluğudur. Bu dejeneratif şansın dönmesi, bilhassa diz OA olanlarda, hareket, sertlik, instabilite ve işlev kaybı ile ilk ağrı şikâyetlerine yol açmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 60 yaş ve üzerindeki bireylerin yaklaşık % 10’unun OA’ya sahip olduğunu tahmin etmektedir; bu, sadece dünya nüfusu daha uzun hayat beklentileri nedeniyle yaşlanmaya devam ettikçe artacağı varsayım edilmektedir. Bu hastalığın emin etiyolojisi bilinmemektedir, ancak eklem, yaş, cinsiyet ve obezitenin bu hastalığın OA gelişimine katkıda bulunduğu tanıdık faktörlerdir. Yaşlılıkta Soya Tüketiminin Faydaları
Ayrıca leptinin OA patofizyolojisinde anahtar rol oynayabileceğine dair çoğalan kanıtlar vardır. Serumdaki leptin konsantrasyonu, Ceset Kitle İndeksi (BMI) ile pozitif korelasyon gösterir. Bu bulgu, eller gibi önem taşımayan eklemlerde bile obezitenin OA için neden bir risk faktörü olduğunu açıklamaya muavin olması açısından önemlidir.
OA’li bireyler kesintisiz ağrı içinde olduklarından, egzersiz yapmayı bırakmaları ya da herhangi bir maddi aktiviteye girmeleri muhtemeldir, bu da morbidite risklerini artırır. Ayrıca çalışma yapmamanın hem de kilo alma olasılığının ve aşırı kilo ile ilişkili risklerin bir sonucu olarak başka kronik hastalıklara da yol açabilir. Gerçekte, T2D’nin diz OA progresyonu için bir risk faktörü olduğu gösterilmiştir, bu da bu rahatsızlık durumlarının birbirini beslediğini göstermektedir. Egzersiz sağlık için inanılmaz derecede önemliyken, kronik hastalıkları, özellikle OA olan bireyler için beslenme fazla daha yardımcı ve manâlı bir çare olabilir, çünkü bu hastalıkların çoğunun kaynağı iltihaplanmadır ve enflamasyonun diyet değişikliği yoluyla çare edilmesi, birçok hastalık durumunun tedavisine yol açabilir.
OA, çok sayıda Amerikalıyı etkilemesine karşın, ilerlemesini durdurmak veya önlemek için kanıtlanmış hiçbir tedavi yoktur. Bayağı eklemde kıkırdağın sentezi ve bozulması aralarında bir denge vardır. OA ve diğer kronik hastalıklar gibi enflamatuar durumlarda, katabolik moleküller yukarı regüle edilir ve böylece anabolik moleküllerin işlevini kesintiye uğratır. Katabolik sitokinler keza, kıkırdak degradasyonuna neden olarak spesifik matriksi parçalayan metaloproteazların üretimini indükler. Bu semptom, OA’li kişilerde bu sitokinlerin seviyesinin artmasıyla doğrulanmıştır. Bu moleküllerin baştan savma veya aşırı üretimi OA’nın patofizyolojisinde zararlı bir rol oynayabilir.
OA gelişimine, eklem hasarı, sancı ve inflamasyona katkıda bulunabilen moleküller olan prostaglandinlerin (PG’ler) artmış üretimi de eşlik eder. Siklooksijenaz (COX), PG’lerin üretiminden sorumludur ve iki öbür izoform, COX-1 ve COX-2 olarak mevcuttur. COX-2 ekspresyonunun artması sinoviyal dokularda gösterilmiş olup, bu da COX-2 ekspresyonunun OA’daki inflamatuar yanıta arabuluculuk ettiğini düşündürmektedir. COX-2 çoğu dokuda saptanamaz, fakat inflamasyonda artarak PGE2’nin aşırı üretimine yol açar. Bu enzimlerin steroidal olmayan anti-enflamatuar ilaçlar (NSAID) ve seçici COX-2 inhibitörleri göre inhibisyonu, PG seviyelerini düşürerek sızı ve inflamasyonda bir azalmaya neden olur.
Diğer gerekli inflamatuar yolların işlev görmesine izin verirken COX-2 yolunu kastetmek için beslenme müdahaleleri bulmak, OA’li bireylerin işlevselliğinin yanı sıra yaşam kalitesini manâlı ölçüde artıracaktır. Hem, diğer kronik hastalık durumları ile ilişkilendirilmiş olan yamalı enflamasyonu yanlışlıkla hedefleyebilir ve etkilenen bireylerin alıştırma yapmasına izin vererek yukarıda bahsedilen kronik hastalıklar için risklerini daha da azaltabilir.
Soya, OA hastaları için umut verici bir tedavi gibi görünmektedir ve başka birçok sağlık yararına sahiptir. Soya proteininin batmış yağ oranı düşüktür, bütün temel amino asitleri içerir ve bununla beraber iyi bir lif, demir, kalsiyum, çinko ve B vitamini kaynağıdır.

Soyanın Beslenme Profili

Soya çok besleyici bir bitkidir ve tek eksiksiz bitki proteinidir. Soyadaki protein yalnızca yüksek olmakla kalmaz, bununla birlikte amino asit içeriği ve sindirilebilirlik açısından kalite açısından hayvansal proteinlerle karşılaştırılabilir. Soya fasulyesinin karbonhidrat içeriği sadece düşük olmakla kalmaz, bununla birlikte bağırsak enzimleri göre güçsüz bir şekilde sindirilir ve böylece faydalı bakteriler için bir prebiyotik görevi görür. Yağ içeriği, öbür soya fasulyesi çeşitleri aralarında oldukça değişkendir, oysa % 10-15 doymuş yağ, % 19-41 tekli doymamış yağ ve% 46-62 çoklu doymamış yağ içerir.
En önemlisi, soya fasulyesi izoflavon içerir. Soya fasulyesinde bulunan üç Yaşlılıkta Soya Tüketiminin Faydalarıesas izoflavon, genistein (izoflavonların% 50’si), daidzein (% 40 izoflavonlar) ve glisitini (izoflavonların % 10’u) içerir. İzoflavonlar da östrojene aynı yapıları sebebiyle fitoöstrojenler olarak sınıflandırılır. İzoflavonlar, konjuge olmayan (aglikon) formlarında, aglikonları salıvermek için bağırsakta hidrolize edilmesi gereken konjuge formlarından daha biyoaktiftir. Ilave olarak, fermente soya daha artı konjuge olmayan izoflavonlara sahiptir, böylece fermente soya gıdalarını farmakokinetik olarak daha yardımsever hale getirir. Soya izoflavonları keza bağırsak bakterileri tarafından metabolize edilir ve bu da o kadar çok farklı metabolitlere yol açar, biyoloji ile ilgili olarak en aktif olan euqol’dur. Equol yapı olarak östrojene benzer, oysa meme tümörlerinin büyümesini inhibe eder ve seçici bir östrojen reseptör modülatörü (SERM) olarak işlev görebilir. İzoflavonlar, antioksidatif ve antiinflamatuar özelliklere ve keza östrojene cevap veren genlerde gen ekspresyonunu değişiklik yeteneğine sahiptir. Sağlık pratisyenlerini, soyanın açıklanmış popülasyonlar için, özellikle de göğüs kanseri için tehlikeli olabileceğine inandıran bu yetenektir ve bu sonra bu bölümde tartışılacaktır. bununla beraber, bu SERM yarı yetenekler, soyanın sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin çoğundan sorumludur.

Litaratür:
https://www.soyconnection.com/cet-information-health-professionals/continuing-education/health-nutrition-newsletter/newsletter-article-list https://www.otsuka.co.jp/en/nutraceutical/about/soylution/encyclopedia/consumption.html

Yazar: Özlem Güvenç Ağaoğlu

Merhaba, ben Emirhan. Günlük hayatınızda işinize yarayacak her türlü bilgiye ulaşmanız için vakit buldukça paylaşımlar yapıyorum. Umarım sizlere bir faydam dokunmuştur.

0 Yorumlar: